12 Temmuz 2014 Cumartesi

Domates fidelerim ve hayal kırıklıklarım

Ananemlerde kaldığımız zaman, ananem erkenden kalkar, bahçeden topladığı yeşillikler ve domateslerin yanı sıra patates kızartması ile mükellef bir kahvaltı hazırlar sonra bizi uyandırırdı. Bütün ananeler böyle mi acaba? hiç yorulmaz, hiç oturmaz, hiç boş durmaz.

Biz kuzenlerle kahvaltıyı uzata uzata tadını çıkarırken O 15 dakikada bir bahçenin alt tarafındaki domates ve biber fidelerinin başına gider komşunun tavuklarını kovalar gelirdi. Bu eylemi hiç yorulmadan, komşunun tavukları akşam olup da kümeslerine gidene kadar günde en az 30 defa yapardı.

Ellerimle ikiye ayırdığımda domatesin üzerinde görünen beyaz kırağımsı tabaka ve tarif edilemez o koku bütün domateslerde var sanırdım. Sanırdım ki bütün biberler ısırıldığı zaman öyle ses çıkartır. Ve bu nedenle lokmaları tadına varmadan yutuverirdim. Annanemin çabaları ise iş yükü ve nasıl da gereksiz gelirdi. Canım benim bazen yokuşu kan ter içinde, elinde tavuklar tarafından yarısı yenilmiş bir domatesle çıkardı. Nasıl da üzgün olurdu. Ben onun bu kadar üzgün olmasını anlam veremezdim.

O zamanlar  lisedeyim ben. Ergenlikten başım dönmüş, asi hareketler içerisindeyim. Hayatı sorguluyorum fakat bu hayatta o domates fidelerinin hiç yeri yoktu. Bitki yetiştirmek nasıl da meşakkatli, zaman alan, zor ve gereksiz bir işti. Bir lise öğrencisi için hayat o kadar hızlı akıyor ki bitki yetiştirmek sanki yavaşlatacaktı hayatımın hızını.

Bir kaç yıl önce terasımda tohumdan domates fidesi yetiştirmeye başlamamla değişti bitkiye bakışım. İşin büyüsüne kapıldım. Eee 30 lu yaşlarıma yaklaşıyordum, daha fazla boş zamanım olmaya, hayatımın ivmesi yavaşlamaya başladı.

Bu yıl tekrar giriştim bahçecilik işine, yine tohumdan domatesler biberler ektim. Tohumların filizlenmeye başlaması, nazlı nazlı topraktan başlarını çıkarmaları, güneşe doğru meyledip yan yan uzamaları hepsi benim içimde çok acayip çok heyecanlı duygulara neden oldu. 30 lu yaşların hormonlarının etkisiyle diye düşünüyorum o bitkicikler bebeklerim oldular. Biyolojik saatim annelik diyordu. İşin ucu kaçtı tabi bir süre sonra bahçenin büyük bir bölümünü babamın yardımları ile doldurduk. Roka, Tere, Maydanoz, Soğan, Domates, Biber, Salatalık ve Kabak ektik. Bahçede boş yer kalmadı diyebilirim.

Tüm bitkilerin arasında domates fidelerimin yeri ayrıydı. Minnacık domateslerime vitamin olması için onları, içini daha önceden boşalttığım yumurta kabuklarına ektim.  Sözkonusu çimleme yöntemi ile ilgili olarak buraya bakabilirsiniz.Sıcak ortamda çimlenecekleri için salonun en çok güneş alan köşesine konumlandırdım. Hatta öyle ki izinli olduğum günler temiz hava almaları için bahçeye çıkarıyordum. Bir  süre sonra gövdeleri kalınlaşmaya ve tüylenmeye başladı. Günbegün çektiğim fotoğraflarını arkadaşlarıma gösterirken, "bak ne kadar da şirinler değil mi?" derken buldum kendimi. Arkadaşlar domates fidelerimin güzelliğini göremiyorlardı. İlginçtir ki hiç heyecanlanmıyorlar da. Eee "Kargaya Yavrusu Kuzgun Görünürmüş" atasözü benimle hayata geçiyordu.

Ve o gün geldi çattı, yeterince büyüdükleri için onları vahşi doğaya bırakmak zorundaydım. Hayatın zorlukları ile başa çıkmayı öğrenmeliydiler. Onları bahçeye ektim.




Hazır bahçenin fotoğraflarına bakan birileri varken bir kaç foto daha eklemenin sakıncası yok bence.


100 küsur tane biber
.
Minicik minicik maydonozlarım 

ve soğanların arkasında tam güneşli yeri kapmış rokalar.

Henüz meyve vermeyi bırak çiçek bile açmamız salatalıklar.

Duvar kenarlarına ektiğim, büyüdüğünde duvarların beton görüntüsünü yemyeşil yapacak olan fasulyelerim.


Herşey ne kadar da huzurlu ve güzel görünüyordu. Hepsi yerli yerinde şirin bir bahçe.

Cani, terbiyesiz, durmadık yere işler çıkaran apartman yönetimi su borularını değiştirme kararı aldı. Bahçemizi hunharca, acımadan katlettiler. Bakınız aşağıdaki çirkin fotoğraf.



Hayata küsmedim. Saksıda çiçek yetiştiriyorum biraz mahsun, çokça hayal kırıklığına uğramış olarak.









4 yorum: