Menü
handmade etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
handmade etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Ocak 2015 Cumartesi
4 Ocak 2015 Pazar
Asla boş vakitten değil, mecburiyetten bütün bu yaptıklarım / Everything is about obligation.
Geçenlerde, ofiste güzel bir müzik (şu miziği) dinliyordum.
Masamda, bilgisayarım önümde, tatlı müziğim açıkken bir sigara yakmak istedim. Sigaramı yakmak ve gülümseyerek ofis arkadaşlarıma bakıp bir nefes çekip söndürmek istedim.
Sigara hayalim bitince de, aynı etkiyi yaratacağını düşünerek bari bir bitki çayı içeyim dedim.
Bir yeşil çay söyledim ama poşet içinde gelen çay beni çok hayal kırıklığına uğrattı.
Mecburiyetten iş başa düşmüştü.
Sonra ben de kendi yeşil çayımı kendim yaparım dedim.
içine ananemin bahçesinden topladığım papatya ve kuru güllerden de koydum.
Hediye vermeyi çok sevdiğimden, canları sigara içmek istediği zaman yeşilçay içsinler diye arkadaşlarım için de yaptım.
Bir de karışmasınlar diye herbirinin isminin başharflerini çayın kulbuna yapıştırdığım kağıtlara işledim. pislenmesinler diye küçük kutular yapıp içlerine koydum.
İşte ben böyle delirdim :)
♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥
12 Ekim 2014 Pazar
Çoklu kişilik bozukluklarımdan Goblene geçiş
Büyük demir bir kapıdan girdikten sonra yolun hemen iki tarafında bulunan çiçekli yoldan ilerlerken gözünüzün alabildiğine geniş ve yemyeşil bir bahçenin sonundaki evde, bütün bahçeyi ve uzaklardaki tepeleri gören kocaman camın önündeki koltukta oturup goblen işliyormuşum, başımı rengarenk ipliklerden kaldıramayarak gaz lambalarını yakmaya üşenip hadi bir sıra daha işleyeyim diye diye 60 a 80 boyutlarında bir manzara işleyip bitiriyormuşum mesela. Camdan baktığımda gördüğüm manzarayı işlemek güzel olurdu.
Bazen Jane Austen'ın romanlarındaki bir karakter olmak istiyorum. sözünü ettiğim o bahçede, etekleri yerleri süpüren elbisemi sürükleyerek uzun yürüyüşler yapmak, uzun geçen kış ayları boyunca camın önünde oturarak goblen işlemek istiyorum.
Hep bu çoklu kişilik bozukluğum nedeni ile goblen işlemeye başladım galiba. İlginçtir ki işlemeye başlayınca kendimi Elizabeth Bennet sanıyorum. Goblen işlerken nasıl hayaller kuruyorum bazen kendim bile şaşırıyorum. İçinde bulunduğum ortam biraz farklı oluyor gerçi; Ankarada Batıkent Dostluk Parkı manzaralı evimde şu müzikleri dinleyerek işliyorum goblenlerimi.
Yeni malzemeler aldığımda hemen eve gitmek, renklere göre gruplara ayırmak ve bir an önce başlamak istiyorum. Yine sonbahar geldi, yine malzemelerim hazır, yine camın önüne kuruldum. Elimdeki goblen bittiğinde ilk bahar gelmiş olacak.
Bazen Jane Austen'ın romanlarındaki bir karakter olmak istiyorum. sözünü ettiğim o bahçede, etekleri yerleri süpüren elbisemi sürükleyerek uzun yürüyüşler yapmak, uzun geçen kış ayları boyunca camın önünde oturarak goblen işlemek istiyorum.
Hep bu çoklu kişilik bozukluğum nedeni ile goblen işlemeye başladım galiba. İlginçtir ki işlemeye başlayınca kendimi Elizabeth Bennet sanıyorum. Goblen işlerken nasıl hayaller kuruyorum bazen kendim bile şaşırıyorum. İçinde bulunduğum ortam biraz farklı oluyor gerçi; Ankarada Batıkent Dostluk Parkı manzaralı evimde şu müzikleri dinleyerek işliyorum goblenlerimi.
İşte bunlar hayaller kurarken işlediğim birkaç çalışmam.
Etiketler:
DIY,
DıyProjects,
el yapımı,
goblen,
goblenlerim,
handmade,
Life
23 Eylül 2014 Salı
20 Temmuz 2014 Pazar
je ne veux pas travailler
Kendim için birkaç araba yaptım.
Aşağıdaki küçük arabama atlayıp Pink Martini'nin je ne veux pas travailler şarkısını son ses dinleyerek Paris'e kadar sürmeyi planlıyorum.
♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥
l made a few cars to myself.
l want to get in my little red car and drive to Paris while l am listening je ne veux pas travailler
Etiketler:
DIY,
DıyProjects,
el yapımı,
handmade,
keçe,
kırmızı araba
12 Temmuz 2014 Cumartesi
Domates fidelerim ve hayal kırıklıklarım
Ananemlerde kaldığımız zaman, ananem erkenden kalkar, bahçeden topladığı yeşillikler ve domateslerin yanı sıra patates kızartması ile mükellef bir kahvaltı hazırlar sonra bizi uyandırırdı. Bütün ananeler böyle mi acaba? hiç yorulmaz, hiç oturmaz, hiç boş durmaz.
Biz kuzenlerle kahvaltıyı uzata uzata tadını çıkarırken O 15 dakikada bir bahçenin alt tarafındaki domates ve biber fidelerinin başına gider komşunun tavuklarını kovalar gelirdi. Bu eylemi hiç yorulmadan, komşunun tavukları akşam olup da kümeslerine gidene kadar günde en az 30 defa yapardı.
Ellerimle ikiye ayırdığımda domatesin üzerinde görünen beyaz kırağımsı tabaka ve tarif edilemez o koku bütün domateslerde var sanırdım. Sanırdım ki bütün biberler ısırıldığı zaman öyle ses çıkartır. Ve bu nedenle lokmaları tadına varmadan yutuverirdim. Annanemin çabaları ise iş yükü ve nasıl da gereksiz gelirdi. Canım benim bazen yokuşu kan ter içinde, elinde tavuklar tarafından yarısı yenilmiş bir domatesle çıkardı. Nasıl da üzgün olurdu. Ben onun bu kadar üzgün olmasını anlam veremezdim.
O zamanlar lisedeyim ben. Ergenlikten başım dönmüş, asi hareketler içerisindeyim. Hayatı sorguluyorum fakat bu hayatta o domates fidelerinin hiç yeri yoktu. Bitki yetiştirmek nasıl da meşakkatli, zaman alan, zor ve gereksiz bir işti. Bir lise öğrencisi için hayat o kadar hızlı akıyor ki bitki yetiştirmek sanki yavaşlatacaktı hayatımın hızını.
Bir kaç yıl önce terasımda tohumdan domates fidesi yetiştirmeye başlamamla değişti bitkiye bakışım. İşin büyüsüne kapıldım. Eee 30 lu yaşlarıma yaklaşıyordum, daha fazla boş zamanım olmaya, hayatımın ivmesi yavaşlamaya başladı.
Bu yıl tekrar giriştim bahçecilik işine, yine tohumdan domatesler biberler ektim. Tohumların filizlenmeye başlaması, nazlı nazlı topraktan başlarını çıkarmaları, güneşe doğru meyledip yan yan uzamaları hepsi benim içimde çok acayip çok heyecanlı duygulara neden oldu. 30 lu yaşların hormonlarının etkisiyle diye düşünüyorum o bitkicikler bebeklerim oldular. Biyolojik saatim annelik diyordu. İşin ucu kaçtı tabi bir süre sonra bahçenin büyük bir bölümünü babamın yardımları ile doldurduk. Roka, Tere, Maydanoz, Soğan, Domates, Biber, Salatalık ve Kabak ektik. Bahçede boş yer kalmadı diyebilirim.
Ve o gün geldi çattı, yeterince büyüdükleri için onları vahşi doğaya bırakmak zorundaydım. Hayatın zorlukları ile başa çıkmayı öğrenmeliydiler. Onları bahçeye ektim.
Hazır bahçenin fotoğraflarına bakan birileri varken bir kaç foto daha eklemenin sakıncası yok bence.
Biz kuzenlerle kahvaltıyı uzata uzata tadını çıkarırken O 15 dakikada bir bahçenin alt tarafındaki domates ve biber fidelerinin başına gider komşunun tavuklarını kovalar gelirdi. Bu eylemi hiç yorulmadan, komşunun tavukları akşam olup da kümeslerine gidene kadar günde en az 30 defa yapardı.
Ellerimle ikiye ayırdığımda domatesin üzerinde görünen beyaz kırağımsı tabaka ve tarif edilemez o koku bütün domateslerde var sanırdım. Sanırdım ki bütün biberler ısırıldığı zaman öyle ses çıkartır. Ve bu nedenle lokmaları tadına varmadan yutuverirdim. Annanemin çabaları ise iş yükü ve nasıl da gereksiz gelirdi. Canım benim bazen yokuşu kan ter içinde, elinde tavuklar tarafından yarısı yenilmiş bir domatesle çıkardı. Nasıl da üzgün olurdu. Ben onun bu kadar üzgün olmasını anlam veremezdim.
O zamanlar lisedeyim ben. Ergenlikten başım dönmüş, asi hareketler içerisindeyim. Hayatı sorguluyorum fakat bu hayatta o domates fidelerinin hiç yeri yoktu. Bitki yetiştirmek nasıl da meşakkatli, zaman alan, zor ve gereksiz bir işti. Bir lise öğrencisi için hayat o kadar hızlı akıyor ki bitki yetiştirmek sanki yavaşlatacaktı hayatımın hızını.
Bir kaç yıl önce terasımda tohumdan domates fidesi yetiştirmeye başlamamla değişti bitkiye bakışım. İşin büyüsüne kapıldım. Eee 30 lu yaşlarıma yaklaşıyordum, daha fazla boş zamanım olmaya, hayatımın ivmesi yavaşlamaya başladı.
Bu yıl tekrar giriştim bahçecilik işine, yine tohumdan domatesler biberler ektim. Tohumların filizlenmeye başlaması, nazlı nazlı topraktan başlarını çıkarmaları, güneşe doğru meyledip yan yan uzamaları hepsi benim içimde çok acayip çok heyecanlı duygulara neden oldu. 30 lu yaşların hormonlarının etkisiyle diye düşünüyorum o bitkicikler bebeklerim oldular. Biyolojik saatim annelik diyordu. İşin ucu kaçtı tabi bir süre sonra bahçenin büyük bir bölümünü babamın yardımları ile doldurduk. Roka, Tere, Maydanoz, Soğan, Domates, Biber, Salatalık ve Kabak ektik. Bahçede boş yer kalmadı diyebilirim.
Tüm bitkilerin arasında domates fidelerimin yeri ayrıydı. Minnacık domateslerime vitamin olması için onları, içini daha önceden boşalttığım yumurta kabuklarına ektim. Sözkonusu çimleme yöntemi ile ilgili olarak buraya bakabilirsiniz.Sıcak ortamda çimlenecekleri için salonun en çok güneş alan köşesine konumlandırdım. Hatta öyle ki izinli olduğum günler temiz hava almaları için bahçeye çıkarıyordum. Bir süre sonra gövdeleri kalınlaşmaya ve tüylenmeye başladı. Günbegün çektiğim fotoğraflarını arkadaşlarıma gösterirken, "bak ne kadar da şirinler değil mi?" derken buldum kendimi. Arkadaşlar domates fidelerimin güzelliğini göremiyorlardı. İlginçtir ki hiç heyecanlanmıyorlar da. Eee "Kargaya Yavrusu Kuzgun Görünürmüş" atasözü benimle hayata geçiyordu.
Ve o gün geldi çattı, yeterince büyüdükleri için onları vahşi doğaya bırakmak zorundaydım. Hayatın zorlukları ile başa çıkmayı öğrenmeliydiler. Onları bahçeye ektim.
Hazır bahçenin fotoğraflarına bakan birileri varken bir kaç foto daha eklemenin sakıncası yok bence.
100 küsur tane biber
.
Minicik minicik maydonozlarım
Henüz meyve vermeyi bırak çiçek bile açmamız salatalıklar.
Duvar kenarlarına ektiğim, büyüdüğünde duvarların beton görüntüsünü yemyeşil yapacak olan fasulyelerim.
Herşey ne kadar da huzurlu ve güzel görünüyordu. Hepsi yerli yerinde şirin bir bahçe.
Cani, terbiyesiz, durmadık yere işler çıkaran apartman yönetimi su borularını değiştirme kararı aldı. Bahçemizi hunharca, acımadan katlettiler. Bakınız aşağıdaki çirkin fotoğraf.
Hayata küsmedim. Saksıda çiçek yetiştiriyorum biraz mahsun, çokça hayal kırıklığına uğramış olarak.
6 Temmuz 2014 Pazar
Küçük, sevimli kutular / Little, cute boxes
İşte bu haftasonumun güzel geçmesini sağlayan uğraşlarım.
♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥
These are reason to have a enjoyable weekend.
l added them to my shop. You can have a look for order and details.
6 Haziran 2014 Cuma
Güllerin içinden canım koşarak koşarak gel bana geel / How l made rose jam
Güllerin içinden canım koşarak koşarak gel bana geel.
Haftasonumu bu şarkı dilimde ve güller içinde geçirdim.
Gül Reçeli ve Gül Şerbeti yaptım.
Tabi elime bir malzeme vermeye gör, hemen bir konsept hemen bir fotoğraf çalışması.
Gül Reçeli Tarifi;
Malzemeler;
♥ 250 gr gül yaprağı ( 25 adet gül )
♥ 5 su bardağı şeker
♥ 2 su bardağı su
♥ Yarım limon suyu
Yaprakları, derince bir kaba koyup üzerine şekeri ekleyerek karıştırıp 1 gün bekletiyorsunuz.
ertesi sabah gül yapraklarını suyun içinde göreceksiniz.
Yaprakları başka bir kaba ayırın.
Oluşan suyun içine 2 su bardağı su ve limon suyunu ekleyip kaynatın.
Yaprakları başka bir kaba ayırın.
Oluşan suyun içine 2 su bardağı su ve limon suyunu ekleyip kaynatın.
karışım yeterince koyulaştıktan sonra gül yapraklarını da ekleyerek biraz daha kaynatın. Soğuyunca kavanoza alabilirsiniz.
Not: Kavanozunuzun gül reçeline yakışan bir şıklıkta olması zorunludur.
Not: Kavanozunuzun gül reçeline yakışan bir şıklıkta olması zorunludur.
How l made Rose Jam?
ingredients;
♥ 250 g rose petal
♥ 5 water glass sugar
♥ 2 water glass water
♥ 1/2 Lemon juice
Place rose petals in a bowl and sprinkle enough sugar . Let set overnight.
İn the morning you will see petals in water. Take only rose petals to other bowl.
In a saucepan over low heat, place remaining sugar, water, and lemon juice; stirring to dissolve sugar. After enough boilling Stir in rose petals and let simmer.
After boiling, transfer the jam into beautiful jars for beautiful roses.
Gül Şerbeti Tarifi;
Malzemeler;
♥ Bir şişeyi dolduracak kadar gül yaprağı
♥ Şişenin hacmi - Gül yapraklarının kapladığı hacim = eklenecek su
♥ 2 küçük parça limon tuzu veya yarım limon suyu
Temiz cam bir şişeyi gül yaprakları ve alabildiği kadar su ile doldurun.
Evinizin veya bahçenizin en çok güneş alan yerinde şişeyi 1 hafta kadar bekletiyorsunuz. Eğer hava sıcak ise 2-3 günde dahi hazır olabilir.
Mükemmel bir pembe olduktan sonra elde ettiğimiz karışım bir konsantre oluyor. İçmek için 1 litre suya 4 te 1 oranında karışımdan ekleyip dilediğiniz kadar şeker eklemeniz gerekiyor.
Evinizin veya bahçenizin en çok güneş alan yerinde şişeyi 1 hafta kadar bekletiyorsunuz. Eğer hava sıcak ise 2-3 günde dahi hazır olabilir.
Mükemmel bir pembe olduktan sonra elde ettiğimiz karışım bir konsantre oluyor. İçmek için 1 litre suya 4 te 1 oranında karışımdan ekleyip dilediğiniz kadar şeker eklemeniz gerekiyor.
Not: Sadece çok sevdiğiniz insanlara ikram edin. çok çabuk bitiyor.
Place rose petal into a large clear glass bottle.
Add two teaspoons lemon juice, fill the bottle with water.
Place in the sunniest spot of your garden. If it is sunny and warm, in about three days the petals will lose their color and the water will be perfect pink.
At the end of them You have concentrated of rose juice.
When you are going to drink rose juise, you can mix 250 g your concentrated rose juice to 1 litre cold water and put enough sugar.
How I made Rose Juice ?
ingredients;
♥ Enough rose petal to fiil up your bottle
♥ water
♥ Lemon juice
Place rose petal into a large clear glass bottle.
Add two teaspoons lemon juice, fill the bottle with water.
Place in the sunniest spot of your garden. If it is sunny and warm, in about three days the petals will lose their color and the water will be perfect pink.
At the end of them You have concentrated of rose juice.
When you are going to drink rose juise, you can mix 250 g your concentrated rose juice to 1 litre cold water and put enough sugar.
Etiketler:
çicek,
DIY,
DıyProjects,
el yapımı,
flowers,
güzel koku,
handmade,
Life,
rose,
rose jam,
rose juice
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

